Hikaye (Öykü) Türü

HİKÂYE (ÖYKÜ)

     Yaşanmış veya yaşanması mümkün olan olayların okuyucuya haz verecek şekilde anlatıldığı kısa edebi yazılara “hikâye (öykü)” denir

Ø  Olay örgüsü, zaman, mekân ve kişiden oluşan bir yapıları vardır.

Ø  Hikâyede ele alınan kişiler, çoğu zaman hayatlarının belli ve kısa bir anı içinde izlenir; karakterlerinin yalnız bir yüzü üzerinde durulur; ayrıntılara girmekten sakınılır.

Ø  İnsana ve insanın yaşamına dair her şeyin belli bir zaman, mekân kavramı ekseninde yeniden tasarlanarak anlatımı hikâyenin baş özelliklerindendir.

Ø  Yalın bir olay örgüsüne sahiptir.

Ø  Genellikle önemli bir olayı tek ve yoğun bir etki uyandırarak verir.

Ø  Az sayıda karaktere yer verilir.

Ø  Genellikle romandan kısa olurlar, dar bir zamanı kapsarlar, kişileri romana göre daha azdır.

Ø  Serim düğüm ve çözüm denilen üç bölümden oluşurlar.

Ø  Hikâye kısalığı ve kurgusuyla masala, kişilerin nitelendirilmesi, eylemin işlenişi ve canlandırılmasıyla da romana yaklaşır. Hikâyenin kısalığı yapısal olarak, kişinin niteliğiyle geliştiği eylem arasındaki sıkı bağdan kaynaklanır. Hikâyenin çerçevesi, çoğu kez anlatıcının durumunu belirterek çizilir.

Ø  Hikâyede, olayın geçtiği yer sınırlı, anlatım özlü ve yoğundur.

Ø  Hikâye, insan yaşamının bir bölümünü, yer ve zaman kavramına bağlayarak ele alır.

Ø  Hikâyede olay ya da durum söz konusudur. Olay ya da durum kişilere bağlanır; olay ya da durumun ortaya konduğu yer ve zaman belirtilir; bunlar sürükleyici ve etkileyici anlatımla ortaya konur.

Ø  Hikâyelerde düşündürmekten çok, duygulandırmak ve heyecanlandırmak esastır.

Ø  Hikâyeler, gerçek ya da düş ürünü bir olayı kısa şekilde anlatır.

Ø  Kısa oluşu, yalın bir olay örgüsüne sahip olması, genellikle önemli bir olay ya da sahne aracılığıyla tek ve yoğun bir etki uyandırması ve az sayıda karaktere yer vermesiyle roman ve diğer anlatı türlerinden ayrılır.

Ø  Hikâye, olay eksenli bir yazı türüdür. Hikâyede temelde bir olay vardır ve olaylar genellikle yüzeyseldir.

Ø  Hikâyeler genellikle kişilerin anılarını anlatması şeklinde oluşur.

Ø  Hikâye kısa bir edebiyat türü olduğu için bu eserlerde fazla ayrıntıya girilmez. Olayın ya da durumun öncesi, sonrası okura sezdirilir. Okur, bazı sözcüklerden yararlanarak ve düş gücünü kullanarak kişiler hakkında ya da olaylar ve durumlarla ilgili yargılara ulaşabilir.

Ø  Hikâyeler Batı’da romanla aşağı yukarı aynı dönemde oluşmaya başlamıştır. Özelikle Realizm döneminde hikâye türü başlı başına bir tür olarak yetkinlik kazanmıştır.

 

 

 

 

 

 

Karakter ve Tip

Karakter: Duygu, düşünce, konuşma ve davranış bakımından bireysel nitelikler gösteren, kendine özgü kişilik özellikleriyle diğer insanlardan ayrılan, yer aldığı eserin olay örgüsü ve içeriği ile ele alınıp çözümlenebilecek ve bu bakımdan başka eserlerden ayırt edebilecek kahramanlardır.

 Tip: Belirli davranışlar sergileyen, zihniyet ve çevreyi temsil eden, benzerleri diğer hikâyelerde de bulunabilen, kalıplaşmış kahramanlardır.

 

Öyküde (Hikâyede) Anlatıcı

    Öyküyü anlatan kişi (yazar), çeşitli anlatım yöntemleri kullanabilir. Anlatıcı, anlattıklarını kendi benine indirgeyerek anlatabilir. Bu durumda çevresindeki kişileri, bu kişilerin duygu ve düşüncelerini anlatıcının gözüyle görürüz. Bu yönteme “birinci kişili anlatıcı” denir. Kimi zaman yazar öyküden kendisini çıkarır; bir gözlemci gibi davranır. Öykü ile okuyucu arasına girmez. Buna da “üçüncü kişili anlatıcı” denir.

Hâkim (İlahi) Anlatıcının Bakış Açısı: Herşeyi bilen, herşeyden haberdar, kahramanların psikolojisini iyi bilen, olay örgüsüne hakim bir anlatıcı.  Anlatıcı, anlattığı hikayeye ait her şeyi bilir, her şeyi görür. Hikaye şahıslarının bildiklerinden daha fazla bir bilgiye sahiptir.

Kahraman (Ben, 1.Şahış)  Anlatıcının Bakış Açısı: Bu durumda anlatıcı, hikayenin kahramanı neyi görüyor, ne biliyor, ne düşünüyorsa onları dile getirir, olayları ve varlıkları hikayenin kahramanının gözünden anlatır. Anlatıcı hikayenin içinde yer alır ve ancak şahıslar kadar bilir. Genellikle “ben” ve “sen” anlatımında ortaya çıkar. Fakat “o” anlatımında da görülebilir.

Müşahit (3.Şahıs) Anlatıcıcnın Bakış Açısı: Bu durumda anlatıcı, hikâyenin şahıs kadrosunun dışındadır ve hareketin sadece bir şahididir. Anlatıcı, şahısların duygularını, düşüncelerini, niyetlerini bilmez, sadece bir kamera gibi onların hareketlerini, davranışlarını izler ve yansıtır. Anlatıcı sadece dıştan görülebileni nakleder, yorum yapmaz.

Hikâyenin Öğeleri

Hikâyenin temel unsurları “olay, yer, zaman ve kişi”dir.

A- Olay:

     Öykü kahramanının başından geçen olay ya da durumdur. Hikâyede temel öğe veya durumdur. Hikâyeler olay eksenli yazılardır. Hikâyelerde bir asıl olay bulunur. Ancak bazen bu asıl olayı tamamlayan yardımcı olaylara da rastlanabilir.

B- Çevre (Yer):

     Hikâyede sınırlı bir çevre vardır. Olayın geçtiği çevre çok ayrıntılı anlatılmaz, kısaca tasvir edilir. Olayın anlatımı sırasında verilen ayrıntılar çevre ve yer hakkında okuyucuya ipuçları verir.

 

 

C- Zaman:

     Hikâye kısa bir zaman diliminde geçer. Hikâyeler geçmiş zamana göre (-di) anlatılır. Konu, yazarın kendi ağzından veya kahramanın ağzından anlatılır. Özellikle durum öykülerinde zaman açık olarak belirtilmez, sezdirilir. Hatta bu tür öykülerde zaman belli bir düzen içinde de olmayabilir. Olayın ve durumun son bulmasından başlayarak olay ya da durumun başına doğru bir anlatım ortaya konabilir.

D- Kişi:

     Hikâyede az kişi vardır. Bu kişiler “tip” olarak karşımıza çıkar ve ayrıntılı bir şekilde tanıtılmaz. Hikâyede kişiler sadece olayla ilgili “çalışkanlık, titizlik, korkaklık, tembellik” gibi tek yönleriyle anlatılır. Kişiler veya tipler, belli bir olay içinde gösterilir. Bu tiplerin de çoğu zaman sadece belli özellikleri yansıtılır. Romanda olduğu gibi, kişilerin bütün yönleri verilmez. Bu bakımdan hikâyede kişilerin psikolojik özelliklerine de ayrıntılı olarak girilmez.

 


Hikâye Türleri

1.   OLAY HİKÂYESİ

 

·         Bu tarz öykülere “klasik vak’a öyküsü” de denir.

·         Bu tür öyküde yazar okuyucuyu “çarpıcı” bir olayla öyküye bağlamaya çalışır. Önce gerilimi artırır, sonra düşürür.

·         Bu tür öykülerde olaylar zinciri, kişi, zaman, yer öğesine bağlıdır.

·         Kahramanlar  ve çevrenin  tasvirine  yer verilir.

·         Bir fikir  verilmeye  çalışılır; okuyucuda  merak   ve heyecan  uyandırılır.

·         Olaylar serim, düğüm, çözüm sırasına uygun olarak anlatılır.

·         Olay, zamana göre mantıklı bir sıralama ile verilir, düğüm bölümünde oluşan merak, çözüm bölümünde giderilir.

·         Bu teknik, Fransız sanatçı Guy de Maupassant (Guy dö Mopasan) tarafından geliştirildiği için bu tür öykülere “Maupassant tarzı öykü” de denir.

·         Türk edebiyatında bu tarz öykücülüğün en büyük temsilcisi Ömer Seyfettin’dir. Ayrıca Refik Halit Karay, Reşat Nuri Güntekin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu Orhan Kemal, Samim Kocagöz, Necati Cumalı, Talip Apaydın da olay türü öykücülüğünün temsilcileri arasındadır.

 

2.  DURUM HİKÂYESİ

·         Bu tarz öykülere “modern öykü” de denir.

·         Kesit öyküsünde “olay”ın ve “gerilim”in yerini belli bir ortamdan kaynaklanan izlenimler, çağrışımlar almıştır.

·         Bu tür öyküde yazar, ya yaşamdan okuyucuya bir kesit sunar ya da bir insanlık durumunu belli bir ortam içinde aktarır.

·          Konular günlük yaşamın içinden gelişi güzel çıkarılır.

·         Sıradan insanlar kendi ortamı içinde, değişik açılardan yansıtılır.

·         Bu tür öykülerde serim, düğüm, çözüm gibi bölümlere rastlanmaz. Belli  bir  sonucu  da yoktur.

·         Merak  ve  heyecandan  çok  duygu  ve  hayallere yer  verilir;  fikre  önem   verilmez,  kişiler  kendi doğal  ortamlarında  hissettirilir.

·         Yazar, bu öykülerde okuyucuyu sarsan, çarpan, heyecana getiren bir anlatım sergilemez. Onun yerine günlük hayattan bir kesit sunar veya bir insanlık durumunu anlatır.

·         Bu öykülerde kişisel ve sosyal düşünceler, duygu ve hayaller ön plana çıkar.

·         Günümüzde olay öyküsünün sınırları iyice daralmış, durum ve kesit öyküsü ağırlık kazanmıştır. Her öyküyü “olay” ya da “kesit” öyküsü diye nitelemek her zaman doğru olmaz; çünkü kimi öykülerde iki türün nitelikleri de bulunabilmektedir.

·         Durum öyküsü ünlü Rus edebiyatçı Anton Çehov tarafından geliştirildiği için bu tür öykülere “Çehov tarzı öykü” de denir. Bu tarz öykünün Türk edebiyatındaki temsilcileri: Sait Faik Abasıyanık ve Memduh Şevket Esendal.

 

 

 

 

HALK HİKÂYESİ

 

Hikâye türünün en eski örnekleri olan ve destandan modern hikayeye geçişi sağlayan anonim eserlerdir. Aşk, kahramanlık gibi konuları, şiir ve düz anlatım olarak, âşıkların saz eşliğinde anlatıp söylemeleridir. Âşıkların yanı sıra geleneksel tiyatronun önemli öğelerinden olan meddahların da halk hikayelerini çeşitli süslemelerle, ilavelerle, değişik yorumlarla anlattıkları bilinmektedir.

Başka bir tanım yapacak olursak; Türk edebiyatı verimleri içinde XVI. yy’dan itibaren görülmeye başlanan, genellikle âşıklar tarafından nazım-nesir (şiir-düz yazı) karışık bir ifade tarzı ile dinleyicilere karşı anlatılarak nesilden nesile intikal eden, yer yer masal ve destan özellikleri gösteren hikâyelerdir.

Halk hikâyesi anlatmak bir uzmanlık, bir ustalık işidir. Hikayeleri anlatan aşıklara "kıssa-han"da denir. En tanınmış halk hikâyelerimiz arasında, şunları sayabiliriz: Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Arzu ile Kamber, Köroğlu, Battal Gazi…

ÖZELLİKLERİ

v  Destanların zaman içinde değişime uğramış biçimleri sayabileceğimiz halk hikâyeleri gerçeğe daha yakın olmaları bakımından destandan ayrılırlar. Anonimdirler.

v  Halk hikâyeleri, destan ile roman arasındaki aşamanın ürünüdür.

v  Tek olay çevresinde gelişen halk hikâyeleri olduğu gibi, kişi ve olay sayısı çok halk hikâyeleri de vardır.

v  Sözlü olarak kuşaktan kuşağa aktarılır.

v  Hikâyelerdeki zaman belirsizdir.

v  Dili son derece sadedir. Halkın günlük yaşamda kullandığı kelimeler, deyimler ve söyleyişler görülür.

v  Hikâyelerde olağanüstü özellikler epeyce azalmıştır. Yer yer olağanüstü olaylara ve kişilere rastlanır.

v  Hikâyeler masallara göre oldukça uzundur.

v  Özellikle koşma şeklinde söylenen şiirler duyguyu yoğunlaştırmaya yarar

v  Türk edebiyatı verimleri içinde 16.asırdan itibaren görülmeye başlanan, genellikle aşıklar tarafından nazım-nesir karışık bir ifade tarzı ile dinleyicilere karşı anlatılarak nesilden nesile intikal eden, yer yer masal ve destan özellikleri gösteren hikayelerdir.

v  Türk edebiyatında bu özelliğe sahip ilk örnek Dede Korkut Hikâyeleridir. Genellikle aşk konusunun işlendiği halk hikâyelerinde zaman zaman kahramanlık konularıyla dini konuların işlendiği de görülmüştür.

v  Çeşitli ve sayıları pek çok olan Anadolu Halk hikâyeleri, çok değişik kaynaklardan gelmişlerdir. Bunlar arasında, kökleri binlerce yıl önceki Türk tarihinin derinliklerinde olanlar bulunduğu gibi, yeni olaylardan doğanlar veya yabancı kültürden aktarılanlar da vardır.

v  Nazım- nesir karışık olarak anlatılan bu hikâyelerin gelişip yayılmasında saz şairlerinin önemli bir fonksiyonu vardır.

v  Olayları ve konusu olağanüstü olabilir.

v  Kaynağını gerçek yaşamdan alan, anlatıya sazın - ezginin eşlik ettiği, ses ve mimiklerin kullanıldığı uzun soluklu anlatım türüdür. Boyutları açısından ikiye ayrılırlar:
  1)  Efsaneden, masaldan ya da gerçek yaşamdan alınmış, bir tek olay çevresinde geçen yapısı basit, kısa hikâyelerdir. Türküleriyle birlikte en çok iki saatlik anlatma süresi vardır.
  2)  Daha çok kalabalık kişileri, birbiri ardından gelen beklenmedik durumları ve bunun sonucu olarak da az çok çapraşıklaşan olayları birbirine ekleyerek anlatıya uzun bir süre sağlayan hikâyeler. Bu hikâyeler 1–7 gece devam edebilir.

 

Halk hikâyeleri konularına göre dört çeşittir.

 

Aşk Hikâyeleri:

     Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Yusuf ile Züleyha, Ercişli Emrah ve Selvi, Tahir ile Zühre, Âşık Garip Hikayesi, Aşık Kerem Hikayesi, Elif  ile Mahmut...

 

Dini-Tarihi Halk Hikâyeleri:

     Hayber Kalesi, Kan Kalesi, Battal Gazi, Danişmend Gazi, Hz. Ali ile ilgili diğer hikâyeler.

 

 Kahramanlık Hikâyeleri:

     Köroğlu Hikâyesi

 

Destanî Halk Hikâyeleri:

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !